"Kendine Ağlayan Bir Nehir*" Coşkun bir şelalenin köpükleri. İçimde yüzyıllardan kalan yanık izleri… Gecenin içine resmini çiziyorum siyah beyaz Saçlarına düşen yaramaz kar taneleri Ellerin öylesine boşlukta Gözlerinin ortasında terk edilmiş yaşamların ara durağı. Hani yorgun düştüğünde yaşamaktan Gidip gelen, vakitsiz, işe yaramaz Kötücül düşünlerini yazmıyorum sayfanın ortasına. Sen, beni biliyorsun Uyuyamıyorum yine geceleri Atıyorum kendimi, kıstırılmış Bir günün melodisiz sabahına. Güneş içimi ısıtmaktan korkuyor mu ne? Düşlerimi biliyorsun. Yalınlığımı, sevemediğim kitapları. İçine oturup, bir türlü çıkamadığım Her an kırmızı elmamı kemiren Sinemanın gölgelerinde Sokağın sarhoşluğunda Dilencinin çocuk gözlerinde Kırış kırış gömleğimin ön cebinde Yastığımın köşesine sıkıştırdığım Dışarı çıkarken kapıyı üstüne kilitlediğim Öfkeli bir gecede sobanın içine Hiç düşünmeden fırlattığım Su içerken derin bir bardaktan dibinde suretini seyrettiğim Yalnızlığımın Ağlamaklı fotoğrafını da gördün. Gözlerime batan Yaşımın tuzu. Tutkulu, acımasız, belki tek başına. Ama derinliğine soyunduğum. Gecenin ayak parmaklarında geçmişim. Kendine ağlayan bir nehir. Konuşmak için kürek çektiğim Ve saplanıp kaldığım tuhaflığına. Ayna, soba, duvar… Karanfilin şaşkın yüreği Kuşe kâğıda basılı ucuz magazin dergileri Onlar bile saygılı, masum, itaatkâr Başlamayan, damla damla buz tutan kısa boylu yağmur Kısa boylu yağmur olur muymuş deme! Birazdan tutamaz kendini Düşecek yine kalbimin ulu orta bir yerine Ölümcül bir varlık olduğumu Anlatacak kısa, basit cümlelerle Dinliyor gibi yapıp Dalacağım ıslaklığına Tenime dokunduğu vakit Şehrin çirkef sesi uğuldayacak kulaklarımda Ama Aldırmayacağım yine Seni, sınırları düşleyeceğim… Ve ben Yine Gecenin içine resmini çizeceğim siyah beyaz… Sadece benim olacaksın… |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder