Belki bir faydası olur diye, sizlere, bu konuda, Deutsche Welle'nin Türkçe sayfasında yayınlanmış bir kaç yazıyı, en son yayınlanandan başlayarak daha eski yazılara doğru bir sıralama ile gönderiyorum. Yani, en sondaki yazı, en eski tarihli yazıdır.
Saygılarımla,
İsmail Daracıklı
1. Yazı:
Yayın Tarihi: 16.04.2009
Almanya | 16.04.2009
Almanya'da biyolojik patent tartışması
Almanya'da “Mon 810” adındaki, genleri değiştirilmiş mısır tohumlarının ekiminin yasaklanmasının ardından, 1998 yılında yürürlüğe giren ve biyo-teknolojik gelişmelerin patent haklarını düzenleyen Avrupa Birliği yönetmeliğinin de sertleştirilmesi talep ediliyor.
Sivil toplum kuruluşları, yönetmeliğin güncel gelişmelerin gerisinde kaldığı ve meydana gelen yasal boşlukların Amerikan şirketi Monsanto gibi genetiği değiştirilmiş tohumların ticaretini yapan şirketlere kar sağladığı görüşünde.
Almanya'nın Münih kentinde dün, Avrupa Birliği patent yönetmeliğini kınayan eylemciler, sokaklara döküldü. Avrupa Patent Dairesi'nin önünde gösteri yapan eylemciler özellikle Amerikan şirketi Monsanto tarafından genetik araştırmalar sonucunda geliştirilen domuz yemlerine patent hakkı verilmesini protesto etti.
Patent başvurusu artıyor
Giderek daha fazla sayıda biyoteknoloji firması, çeşitli işlemler sonucu genleriyle oynayarak elde ettikleri ürünün patentini almak için başvuruda bulunuyor. Ancak diğer yandan da genetiği değiştirilmiş ürünler üzerindeki tartışmalar alevleniyor.
Bu tartışmalardan sonuncusu Amerikan şirketi Monsanto tarafından geliştirilen domuz yemleri ile ilgili. Bu yemlerle beslenen domuzların bünyesinde bir gen harekete geçiyor ve domuzların etleri daha dolgun hale geliyor.
Greenpeace'ten tepki
Bu besicilik yönteminin patentini alan Monsanto, patenti bir süre sonra başka bir şirkete devretti. Patent uygulamasına karşı çıkanlar çiftçiler, bu genin her domuzun bünyesinde bulunduğunu söylüyor ve domuz yetiştiren her çiftçiden ücret talep edilebileceği endişesi taşıyor.
Çevre örügütü Greenpeace'den Christoph Then, yüzyıllardır uygulanan besicilik yöntemlerine patent verilmesinin, çiftçileri uluslararası şirketlere bağımlı hale getirdiğini belirtiyor.
Dolayısıyla genetik teknolojiyle ilgili etik tartışmaların yanı sıra, ekonomik kaygılar da söz konusu. Zira biyoteknolojik buluşların patentini almak için Monsanto ya da Syngenta gibi dünyanın her yerinde genetiği değiştirilmiş tohumların ticaretini yapan uluslararası şirketler başvuruda bulunuyor.
Bunun doğuracağı olumsuz sonuçlara dikkat çeken Hessen Eyaleti Başbakanı Michael Boddenberg, “tarımda kullanılan ürünlerin patentlenmesi, sayıca daha az ancak piyasada güçlü konumda bulunan firmaların, orta halli tohumculuk firmalarını piyasadan dışlamasına yol açıyor" şeklinde konuştu.
Yönetmelikte değişiklik talebi
Avrupa Birliği’nde 1998 yılından bu yana biyoteknolojik buluşların patent haklarını düzenleyen bir yönetmelik yürürlükte. Ancak bu yönetmelik, hayvan ve bitki türleri ile yeni hayvan ve bitki türleri geliştirilmesine ilişkin faaliyetlere patent verilmesini yasaklıyor. Buna karşılık, organik maddeler ve gen teknolojisi ile elde edilen ürünlere belirli koşullar altında patent verilebiliyor. Yönetmelik yaklaşık 10 yıldır yürürlükte.
Bu yönetmeliğin güncel gelişmeleri takip etmekte yetersiz kaldığını savunan çevreciler, "neye patent verilir, neye verilmez" konusunun gittikçe karmaşık bir hal aldığını dile getiriyor. Almanya'nın Hessen Eyaleti Başbakanı Michael Boddenberg, Eyalet Temsilciler Meclisi’nde konuyu gündeme getirmişti.
Boddenberg, “biz, Avrupa Patent Dairesi’nin yasaları oldukça geniş yorumladığı, bu nedenle de siyasetin bunu düzeltme amacıyla müdahele etmesi gerektiği görüşündeyiz. Bize göre yaşam, patent altına alınamaz" şeklinde konuşmuştu.
Lobi faaliyetlerine vurgu
Çiftçiler, çevreciler ve konuya duyarlı sivil toplum kuruluşları 1998 yılından bu yana yürürlükte bulunan Avrupa Birliği yönetmeliğinin sertleştirilmesini ve güncel gelişmelere uygun hale getirilmesini talep ediyor. Ancak bu alanda faaliyet gösteren firmaların lobi çalışmalarının böyle bir değişikliğe engel olabileceği de dile getiriliyor.
Chrstopher Plass / Başak Özay
Editör: Hülya Köylü
2. Yazı:
Yayın Tarihi: 15.04.2009
Almanya | 15.04.2009
Genetiği değiştirilmiş mısıra yasak
Federal Almanya Tarım Bakanlığı son haftalarda yoğun baskı altındaydı. Kısa bir süre içersinde mısır ekimine başlayacak olan Alman çiftçiler, Tarım Bakanı Ilsa Aigner’in, genleri değiştirilmiş “MON 810” türü mısır tohumunun yasaklanıp yasaklanmayacağı konusunda acilen karar vermesini istiyordu.
Bakan Aigner’in üyesi olduğu Hıristiyan Sosyal Birlik Partisi içersinde de, sadece hayvan yemi olarak öngörülen bitkinin ekilmeye devam edilmesine izin verilmemesi isteniyordu. Parti, Avrupa Parlamentosu seçimleriyle Almanya'daki genel seçimler öncesinde, Bavyeralı tüketicilerle çiftçileri karşısına almak istemedi. Ancak beklenen açıklamayı yapan Alman Bakan Aigner, kararının siyasi nitelik taşımadığını vurguladı:
“Bu kararın, ‘Yeşil gen tekniği’ konusunda geleceğe dönük bir ilke kararı olmadığının altını çizmek istiyorum. Bu, tek bir konuya ilişkin, lehte ve aleyhteki tüm unsurlar titizlikle tartılarak, bilimsel zeminde alınmış bir karardır. Avrupa’da izin verilen bu genetik değişikliğe uğramış tek organizmaya ilişkin yanıtsız kalan birçok soru daha güçlü bir güvenlik araştırmasının yapılmasının önemini açıkça ortaya koyuyor.”
Ne gibi zararları var?
Tarım Bakanlığı, uğur böcekleri, su piresi ve kelebekleri tehdit ettiği görüşünde. Karar öncesinde politikacılar “MON 810” türü mısır türünün polenlerinin balda tespit edildiğini gündeme getirmişlerdi. Arıcılar ürünlerinde hayvan yemi içeriği ya da gıda ürünlerinde bulunmasına izin verilmeyen içerik bulunduğu takdirde üretimlerini sürdüremiyorlar. Federal Tarım Bakanlığı uzmanlarından Christian Grugel’a göre ise bu argüman kararda belirleyici bir rol oynamadı:
“Elimizde şu anda, arılarda, somut bir tehlike olduğunu ortaya koyacak türde etki olduğunu belgeleyen bir bilimsel araştırma yok. En azından benim arılarla bir bağ olduğunu ortaya koyan bir araştırmadan haberim yok. Ancak mevcut araştırmaların belirli sorulara yanıt vermediği bir durumla karşı karşıyayız.”
Şirket yargı yoluna gidiyor
Genetiğiyle oynanmış mısır tohumlarının üreticilerinden Monsanto Federal, Alman Hükümeti’nin bu kararına karşı dava açabilir. Hatta şirketin sözcüsü bu yönde adım atmaya hazırlandıklarını bir haber ajansı aracılığıyla duyurdu bile. Tarım Bakanı Aigner ise endişeli değil. Zira diğer Avrupa ülkeleri de bu mısır türünü yasakladı:
“Avusturya, Macaristan, Yunanistan ve hatta Lüksemburg’a karşı dava açılmadı. Fransa’ya karşı 2008 yılında dava açıldı ve halen karar çıkmış değil. Bizde süreç farklı bir zeminde ilerledi. 2007 yılında önce koruma önlemi alındı. Horst Seehofer başkanlığında bir izleme süreci kararlaştırılmıştı. Şimdiki hukuki durum ise işte geldiğimiz noktadır.”
Çevreciler karardan memnun
Siyasetten farklı tepkiler yükselirken çevre ve doğal hayatı koruma örgütleri kararı memnuniyetle karşıladı. Alman Çiftçiler Birliği'nden Adalbert Kienle da genetiği değiştirilmiş mısırın yasaklanmasını memnuniyetle karşıladıklarını duyurdu:
“Almanya'da bu karardan etkilenen çiftçi sayısı çok az. Bu mısırın ekilmesi için yapılan başvurularda toplam 3 bin 600 hektarlık bir alan öngörülmüştü. Bu Almanya'daki ekilebilir alanların sadece yüzde 0,02'sini oluşturuyor. Ancak yine de etkilenen çiftçiler var.”
Zacharias Zacharakis / Çeviren:: Değer Akal
Editör:Ahmet Günaltay
3. Yazı:
Yayın Tarihi: 13.11.2008
Yaşam | 13.11.2008
Üremede transgenetik mısır tehlikesi
Transgenetik mısırın farelerde üreme sorununa neden olabileceği bildirildi. Masraflarını Avusturya Sağlık Bakanlığı ve Avusturya Sağlık ve Gıda Güvenliği Dairesi'nin karşıladığı, Viyana Veterinerlik Üniversitesi'den bilim adamlarının yaptığı araştırmada, genetiği değiştirilen mısırla 20 hafta beslenen dişi farelerde üreme sorunu görüldü.
Amerikan Monsanto şirketinin ürettiği transgenetik mısırla beslenip yavrulayabilen farelerin yavrularının kilosunun normalin altında olduğu belirlendi. Bilim adamlarından Jurgen Zentek, araştırmanın tek tür hayvan üzerinde yapıldığını ve sonuçlarının doğrudan insana uyarlanamayacağını belirterek, farelerden başka hayvanlarda da bu sorunlarla karşılaşılıp karşılaşılmayacağını belirlemek üzere başka araştırmaların gerekli olduğunu vurguladı.
Çevreci örgütlerden çağrı
Bildunterschrift: Großansicht des Bildes mit der Bildunterschrift: Genetiği değiştirilmiş mısır yaygın olarak üretiliyor
Araştırmacıların, sonuçların yanlış yorumlanmaması için uyarı yapmalarına karşın, başta Greenpeace ve Global-2000 olmak üzere bazı çevreci örgütler genetiği değiştirilmiş "Mon810" mısırının yanı sıra tüm transgenetik ürünlerin tüm dünyada hemen ve tamamen yasaklanması çağrısında bulundu. Araştırmanın yayımlanmasının ardından AB Sağlık Komiseri Andrula Vasiliu da Avusturyalı yetkililerden, Avrupa Gıda Güvenliği Kurumu (EFSA) tarafından değerlendirilmek üzerine araştırmanın kendisine ulaştırılmasını istedi.
EFSA daha önce, "Mon810"un insan ve hayvan sağlığı ile çevreye herhangi bir risk teşkil etmediğini açıklamıştı. Bir canlı türüne başka bir canlı türünden gen aktarılması veya mevcut genetik yapıya müdahale edilmesi yoluyla yeni genetik özellikler kazandırılmasıyla elde edilen ürüne “transgenetik ürün“ adı veriliyor.
4. Yazı:
Yayın Tarihi: 26.10.2005
Yaşam | 26.10.2005
Terminatör tohum tartışması
Bilim adamlarının bitkilerin zararlılara dayanıklı olması için başlattığı genetik değişime uğratma işlemi, günümüzde tohum piyasasının ele geçirilmesi ve ürün kontrolü için hızlı bir yarışa dönüştü. Türkiye’de GDO kısatlması ile tanınan genetiği değiştirilmiş organizmalar, bitki ve tahılların belli bazı hastalıklara ve zararlılara karşı korunmasını sağlıyor, ama aynı zamanda doğal gelişmeye müdahale anlamına geliyor. Bu tür ürünler dünyada en çok ABD, Arjantin, Kanada, Çin ve Brezilya’da ekiliyor ve söz konusu teknoloji özellikle soya, mısır, pirinç gibi temel gıda maddeleri, ama aynı zamanda ayçiçeğinden muz ve çilek ya da balıklara kadar farklı ürünlerde kullanılıyor.
Avrupa’da uzun tartışmalardan sonra üretimine izin verilen bu tür ürünlerin, her yıl satışını mümkün kılmak için on yıl önce geliştirilen terminatör teknolojisi ise uluslararası firmaların tarım piyasasını ele geçirmelerine fırsat sağladı.
Her yıl yeni tohum almak gerekecek
Şimdiye kadar tohumu ektiği üründen elde eden çiftçi genetiği değiştirmiş tohumları her yıl yeniden satın almak zorunda. Doğal gelişimie bırakılsa, değiştirilmiş de olsa bu organizmaların hasatının sonunda yeni tohumların elde edilmesi olası. Ancak bu durumda kazanç kapılarının kapanacağını bilen şirketlerin araştırma-geliştirme bölümleri kendi kendini yok eden ve bu yüzden terminatör olarak adlandırılan tohumu geliştirdiler. Terminatör tohum teknolojisi ile üreme yeteneği alınmış tohumları, her yıl para vererek yeniden satın almak zorunda kalan çiftçi ayrıca bu alanlarda kullanılmak için üretilmiş birkaç çeşit kimyasala da bağımlı hale geliyor. Çünkü bu tohumlar, üretici firmadan alınan kimyasal tetikleyiciler olmadan ürüne dönüşmüyor. Tozlaşmayan ve üremeyen yapıyı elde etmek için tohuma, kendini yok etmesini sağlayan 'terminatör' geni ekleniyor. Bu gen tohumun sadece o yıl ürün vermesini sağlıyor ve sonraki yıl için tohumluk olarak kullanılmasına engel oluyor. Herşeye rağmen oluşan tohumlar ise kullanım halinde gelişmeden çürüyor. Bilimadamları bunu "bitkinin intiharı" diye özetliyor. Sonuçta tohumlar ve koruma ilaçlarının üretimi genelde aynı şirket tarafından yapıldığı için şirketlere bağımlılık ortaya çıkıyor.
Avrupa Patent Bürosu'ndan izin
Avrupa Patent Bürosu son yıllarda “terminatör teknolojisi” ile üreme yeteneği elinden alınmış tohumların piyasaya sürülmesine izin verdi. Çevre Örgütü Greenpeace, Yeşil Barış’ın açıklamasına göre bu ay başında Amerikan Tarım Bakanlığı’nın başvurusu üzerine Delta and Pine adlı şirkete verilen patent hakkı ile elde edilen ürünler, ABD’nin yanısıra Kanada, Avustralya, Brezilya, Çin, Japonya, Güney Afrika ve Türkiye’de satışa sunuluyor. Türkiye’de özellikle mısır ve soya üretiminde terminatör tohum kullanıldığı belirtiliyor.
Avrupa Parlamentosu bugünkü oturumunda bu tür tohumların kullanımına kısıtlamalar getirilmesini öneren bir tasarıyı görüşecek. Avrupa Patent Hukuku’na göre bu tür tohumların kullanımı serbest değil. Avrupa Patent Bürosu buna rağmen 500 bitki ve 100 hayvan için termitör teknolojisine izin verdi. Konunun Uluslararası gelecek yıl Brezilya’da yapılacak Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi toplantısında da ele alınması bekleniyor.
5. Yazı:
Yayın Tarihi: 19.05.2004
Yaşam | 19.05.2004
Açlığa karşı gen teknolojisi önerisi
Dünyada yaklaşık 800 milyon kişi açlık sınırının altında yaşıyor. 1996 yılının kasım ayında Roma’da düzenlenen Dünya Gıda Zirvesi’nde bu rakamın 2015 yılına kadar 400 milyonun altına çekilmesi hedeflenmişti. Eldeki verilere göre, kayda değer bir düşüş yaşandı, ama uzmanlar açlıkla mücadelede atılan adımların yetersiz olduğundan şikayet ediyor.
BM Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) da geçtiğimiz günlerde Roma’da açıkladığı 2004 yılı raporunda bu sorunun çözümüne değindi. Raporda, ”Gen teknolojisi açlıkla mücadelede yardımcı olabilir mi?” sorusu gündeme getirildi. Ancak çevre örgütleri, doğaya ve insan sağlığına zararlı olduğu için gen teknolojisinin kullanımını protesto ediyor. BM ise bu teknolojinin faydalarını savunurken, riskleri konusunda sonuç veren araştırmalar yapılmış değil.
BM’nin dayanakları
BM Gıda ve Tarım Örgütü ise ortaya attığı önerinin dayanakları olduğunu savunuyor. FAO Genel Başkanı Hartwig de Haen de basın açıklamasında, ”Tek başına gen teknolojisi dünyadaki açlığa çare değildir” demiş, ama teknolojinin de yararlarına değinmişti. Haen’e göre bu teknolojiyle çiftçiler tarlalarından daha fazla ürün alacak, üretimin artması ise fiyatların düşmesine ve daha kaliteli gıda üretimine neden olacak. Ancak bugüne dek yapılan araştırmalar, FAO’nun raporunu doğrular nitelikte değil.
Gen teknolojisi ABD, Kanada, Arjantin ve Brezilya’da mısır, kolza, soya ve pamuk ekiminde kullanılıyor. Haşare ve zirai ilaçlara karşı daha dayanıklı olmaları için bitkilerin genetik yapısına müdahale ediliyor. Yani gen teknolojisi, zehirli zirai ilaçları kullanma zorunluluğunu azaltıyor. Uzmanlar, Çin’de pamuk tarlalarında çalışan binlerce işçinin zirai ilaçlar nedeniyle zehirlendiğini belirterek, gen teknolojisinin yararlı olabileceğini savunuyorlar.
Riskleri bilinmiyor
Buna karşın yeni teknolojinin olası riskleri ve doğal yollarla üretilen tarımsal ürünlerle etkileşimleri de henüz tam olarak tespit edilemedi. FAO raporunun hazırlanmasında görev alan Terri Raney, gen teknolojisinin yan etkilerinin zamanla ortaya çıktığını anlatıyor. Arizona’da mısır ekiminde gen teknolojisi kullanılan ve kullanılmayan tarlaların yan yana olduğunu söyleyen Terri Raney şu bilgileri veriyor:
”Genetik olarak müdahale edilen mısırlarla, müdahale edilmeyen mısırların birbirlerini karşılıklı olarak dölledikleri ortaya çıktı. Bu da henüz iki farklı sistemin yan yana kullanılmasından doğan sonuçları bilmediğimizi ortaya koydu.”
Bitki çeşitliliğinin korunması
Bu durum aslında dünyadaki bitki çeşitliliğinin korunmasını amaçlayan FAO için büyük bir sorun. Uzmanlar, ayrıca genetik müdahaleye uğramış bitkilerle, doğal bitkilerin temel yapılarının nasıl korunacağını da tartışıyor.
Diğer taraftan Greenpeace örgütünden Doreen Stabinsky, açlıkla mücadelenin teknolojik bir sorun olmadığını öne sürdü. Stabinsky, ”Aslında dünyamızda herkese yetecek kadar gıda üretiliyor. Sorunların kaynağı teknoloji değil, sorun pazardaki dağılımla ilgili. Siyasi irade ve doğru politik uygulamalar açlıkla mücadelede yeterli olacaktır” diyor.
--~--~---------~--~----~------------~-------~--~----~
Bu mesajı şu gruba üye olduğunuz için aldınız: Google Grupları "Veterinerportal" grubu.
Bu gruba posta göndermek için , mail atın : veterinerportal@googlegroups.com
Bu gruba üyeliğinizi sonlandırmak için şu adrese e-posta gönderin: veterinerportal+unsubscribe@googlegroups.com
Daha fazla seçenek için, http://groups.google.com.tr/group/veterinerportal?hl=tr
adresinde bu grubu ziyaret edin
-~----------~----~----~----~------~----~------~--~---
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder